Son zamanlarda okuduğum birçok kaynak, insan kaynaklarında yeni bir yaklaşım olarak görülen “Sosyal İnsan Kavramı” üzerinde durmaktadırlar. Bu yazılarda en çok dikkatimi çeken durum ise, iletişim araçlarını iyi kullanan kişilerin “Sosyal İnsan” olarak görülmesidir. Aslında bu yazdığım cümle ilk bakışta gayet normal bir durum olarak görülmektedir.

Bende tüm samimiyetim ile diyebilirim ki, bu tür yazıları okuduğum zaman bana da gayet anlamlı gelmektedir.

Bu günlerde bu durum hakkında ki gelişmeler ve yeni uygulamalar sıkça karşımıza çıkmaktadır. Hatta insan kaynakları siteleri artık sosyal medyadan özgeçmiş toplar hale gelmiştir. Bazı yazılarda insan kaynakları yöneticilerinin sosyal medyadan referans araştırması yaptığını bile okudum.

Her şey iyi güzelde “Neden İnsan Kaynakları Personelcilikten Farklıdır?

Bende ilk bu tür yazıları okurken bu soruyu kendime hiç sormadım. Ama zaman geçince anladım ki “Sosyal İnsan” kavramı yeni bir trend olarak görülse de, aslında insan kaynaklarının doğuş felsefesinin temel taşlarından bir tanesini oluşturmaktadır.

Bu temel taş öyle bir durum ki neredeyse olmaz ise insan kaynakları olmaz.

Konuya şu şekilde açıklık getirelim. Hepimizin bildiği gibi sendikalaşma hareketi daha fazla insanca yaşam için başlamış ve o gün bugündür de bu böyle devam etmektedir. İnsan kaynakları ise “çok fazla yazılı olarak dile gelmese de” işletmelerde sendikayı engelleyen ve ya sendika ile anlaşan, bu arada işveren ve işçi arasında ne şiş yansın ne kebap hesabı ile işleri yürütmeye çalışan bir bölüm olmuştur.

Tüm bu arada kalma durumunu fırsata çeviren insan kaynakları çalışanları zamanla performans, kariyer, yetenek yönetimi gibi insan kaynaklarının kendine özgü konuları ile, bölümü önemli bir yere getirmiştir.

İnsan kaynakları sendikalaşmanın temel nedeni olan daha fazla insanca yaşam kriterini ise unutmamıştır. İnsanca yaşamdan anlatmak istediğim, daha iyi çalışma koşulları ve olanaklarının yanında, daha fazla sosyal yaşama zaman ayırmaktır.

Çünkü insan sosyal yaşamdaki gereksinimleri için çalışır. Temelde dayanışma güdüsü hariç çalışmasını gerektirecek başka bir durumda söz konusu değildir.

Şimdi  “Sosyal insan yoksa insan kaynakları da yoktur” cümlesini rahatlıkla söyleyebiliriz. Konumuza dönecek olursak, insan kaynakları iyi analiz gerektiren bir bölümdür. Yanlış analizler insan kaynakları sürecinde geri dönülmez yollara işletmeleri sokabilmektedir.

Yeni olarak gösterilen bu yaklaşım yeni olmayıp yeni olan sadece teknolojidir. Teknolojik takip ise son derece dikkat gerektiren bir durumdur. Sadece sosyal medya incelemeleri ile sonuca ulaşmak son derece yanlıştır.

Özetlemek gerekirse insan kaynakları süreçlerini iyi analiz etmek, insan kaynakları tarihini iyi bilmek, insan kaynaklarının temel yapılarını ezberlemek ve yazdığımız yazıları daha iyi incelemek gereklidir.

Bu yazıda benim ufak bir tavsiyem de insan kaynakları çalışanlarına olacaktır. Eğer insan kaynaklarına bakan bir anabilim dalından mezun değilseniz mümkünse insan kaynakları ile ilgili akademik bir bölümü muhakkak okuyun. Bu yüksek lisans hatta meslek yüksek okulu bile olabilir.

Ahmet Koşkan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir